"Baştan Aşağı Yalan Ve Yanlış Bir Değerlendirme"

Ak Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Bu baştan aşağı yalan ve yanlış bir değerlendirme. Türkiye açısından Suriye’deki Türkmenler, Kürtler, Araplar kardeş topluluklardır. Türkiye’nin Suriye’deki Kürtler'i bombalamak gibi bir politikası yoktur" dedi.

16-04-2016


Ak Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Bu baştan aşağı yalan ve yanlış bir değerlendirme. Türkiye açısından Suriye’deki Türkmenler, Kürtler, Araplar kardeş topluluklardır. Türkiye’nin Suriye’deki Kürtler'i bombalamak gibi bir politikası yoktur" dedi.

Parti Sözcüsü Ömer Çelik, AK Parti Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. "Avrupa Birliği İlerleme Raporu, ilişkileri geliştirici bir tutumdan ziyade tıkayıcı bir dille yazılmış" diyen Çelik, şöyle konuştu:
"Avrupa Birliği İlerleme Raporu daha çok teşvik edici, ilişkileri geliştirici bir tutumdan ziyade tıkayıcı bir dille yazılmış. En önemli hususlardan bir tanesi, katılım süreci ifadesini müzakere süreci gibi bir ifadeyle yer değiştirmişler. Yani bu da şunu gösteriyor ki; bir bakıma Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyelik perspektifini dışlayıcı bir yaklaşım olarak ortaya koymuşlar. Bir de tabi siyasi meselelerde. Türkiye’nin iç siyasetiyle ilgili, güvenliğiyle ilgili bazı meselelerde çiftçe standart diyebileceğimiz bazı yaklaşımlar var. Mülteci konusunda Türkiye’nin tutumunu biliyorlar, ama bu mülteci krizi doğuran yanlış Suriye politikalarında Avrupa’nın da bir katkısı var. Daha önce Türkiye Esad rejimine karşı fiili bir tutum alınması gerektiğini, bu mültecilerin ülkelerinden kaçmaları karşısında can güvenlikleri için bir uçuşa yasak bölge oluşturulması gerektiğini, Suriye topraklarının içerisinde bir güvenli oluşturulması gerektiğini söylediğinde bunları kimse dikkate almadı. Şimdi bu Türkiye’yi de aşan, Akdeniz’i aşarak Avrupa’ya ulaşan bir problem olduğunda, aynı zamanda bir güvenlik problemi de yaratmaya başladığında yeni yaklaşımlar üretiyorlar. Halbuki Türkiye’nin ilk baştaki yaklaşımlarını dikkate almış olsalardı, o zaman hiç kimse bu krizi yaşamayacaktı, bu kadar insan Akdeniz’de ölmeyecekti, Avrupa açısından, Türkiye açısından bir mülteci krizi olmayacaktı, bununla birlikte bu tablonun getirdiği güvenlik krizleri de daha yönetilebilir bir durumda olacaktı.

Şimdi burada sadece Türkiye’nin mülteci krizindeki tutumunu övüp, daha sonra Türkiye’nin Suriye’ye dönük olarak kendi güvenliğiyle ilgili aldığı tedbirleri eleştirmek çok yanlış. Nasıl bir eleştiri getiriyorlar? Türkiye, Suriye’de kendi ulusal güvenliğini tehdit eden PYD terör örgütüne karşı gerekli güvenlik tedbirlerini alıyor. Nasıl ki PKK bir terör örgütüyse PYD de bir terör örgütü. Ama PKK’nın terör örgütü olduğunu vurguluyor rapor, ama PYD’nin terör örgütü olduğu konusunda bir ifade kullanmaksızın, Türkiye Suriye’deki Kürtler'i bombalıyor gibi bir ifade kullanıyor. Şimdi bu baştan aşağı yalan ve yanlış bir değerlendirme. Türkiye açısından Suriye’deki Türkmenler, Kürtler, Araplar kardeş topluluklardır. Türkiye’nin Suriye’deki Kürtler'i bombalamak gibi bir politikası yoktur. Bunu söyleyen, bu değerlendirmeyi yapan bir rapor yanlış ve yalan bir değerlendirmede bulunuyor. Türkiye’nin ulusal güvenliği açısından çatışma içerisinde olduğu ve ulusal güvenliğiyle ilgili tedbir aldığı husus, PYD terör örgütüdür, DEAŞ terör örgütüdür. Bunlar şöyle bir ifade kullanıyorlar orada: DEAŞ terör örgütüne karşı mücadeleyi zayıflatan şekilde Suriye’deki Kürtler'in bombalanması diye; böyle bir şey yok. Çok kere söyledik, PYD’yi Suriye Kürtler'i diye geniş bir tablonun içerisine yerleştirmek doğru değil. En son görüldüğü gibi, PYD’nin Suriye’nin Kuzeyi'nde özerk bölge ilan etmesinden sonra PYD’nin içinde olduğu Suriye Demokratik Güçleri'nin Başkanı bile o görevinden ayrıldı, PYD’yle arasındaki mesafeyi açtı. Bu değerlendirmeleri yapmaksızın Suriye’deki Kürtler'i bombalıyor gibisinden bir ifade kullanmak dediğim gibi yalan ve yanlış bir değerlendirmedir, bütün bu tabloyu hiçbir şekilde anlamamaktır. Yani tablo raporun içerisinde Akkuyu nükleer santralinin yapılmamasından başka birçok Avrupa Birliği’ni ilgilendirmeyen konuya kadar çeşitli değerlendirmelerde bulunmuş."

Sözde Ermeni soykırımıyla ilgili açık bir tutum sergilediklerini söyleyen Çelik, şöyle devam etti:
"Buradaki politikamızın tarihselliğine bakıldığı zaman, tarihi sürece bakıldığı zaman, bütün arşivleri açtık, bütün arşivleri diğer ülkelerin de açması teklif ettik ve dedik ki otursun tarihçiler karar versin. Parlamentoların bu işin içine girmesi Türkiye-Ermenistan arasındaki ilişkilerinin normalleşmenin önünün tıkanması anlamına gelmektedir. Arkasından Türkiye’yle Ermenistan bir protokole imza attılar, eşzamanlı olarak bazı politikalar hayata geçirilecekti. O protokolleri engelleyen Ermenistan Anayasa Mahkemesi oldu ve bunun Ermenistan anayasasına aykırı olduğunu söyleyerek o protokolleri askıya aldı ve Türkiye’yle Ermenistan arasındaki normalleşme süreci Ermenistan Anayasa Mahkemesi tarafından tıkandı. Şimdi bir de bölgede kardeş Azerbaycan’la Ermenistan arasındaki çatışmalarda bölgedeki tansiyon yükselmişken, tutup tekrardan bu soykırım ifadesine atıf yapan, sözde soykırım meselesini gündeme getiren bir raporda ifadeye yer verilmesi, kuşkusuz Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesine dönük bütün adımları ya da bölge barışının sağlanmasına dönük bütün adımları sabote edici bir yaklaşımdır. Avrupa Parlamentosu'nun uzmanlık alanı değil, Avrupa Parlamentosu'nun bu konu hakkında hüküm verecek bir birikimi yok, ki hiçbir parlamentonun yok, bu tarihçilerin bileceği bir iştir. 

Dolayısıyla şöyle bir şeye getiriyor konuyu: Mülteci meselesindeki Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin yükünü alan tutumu iyidir, ama onun dışında katılım perspektifini ve Türkiye’nin diğer alanlardaki ilerlemesini teşvik etmek yerine tıkayıcı bir yaklaşım sergiliyorlar. Dolayısıyla biz bu raporun önyargılı ve ideolojik bir rapor olduğunu düşünüyoruz."

"Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri Yeni Bir İvme Kazandı"
Diğer meselelerde, tutuklu gazeteciler denilen meselelerde defalarca kendilerine anlattıklarını söyleyen Çelik, "Onların verdiği listedekilerin hiçbiri gazeteci değil. Yargılandıkları ve hüküm giydikleri konular gazetecilikle ilgisi olmayan, terörden gaspa kadar geniş yelpazedeki konular. Bütün bunlarla ilgili maddi bilgiler ortadayken, bu maddi bilgileri ve belgeleri hiçbir şekilde dikkate almaksızın böyle bir değerlendir yapılması kuşkusuz insanın aklına şunu getiriyor: son gelişmelerle birlikte, Türkiye ve Avrupa Birliği arasında ortaya çıkın son zirvelerle birlikte Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri yeni bir ivme kazandı. Bu yeni ivme çerçevesinde yeni fasılların açılması, yeni bir aşamaya geçilmesi şeklinde pozitif bir ajanda var. Rapor Juncker’in açıklamalarını bile inkar eden bir yaklaşımla adeta Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin yeni bir ivmeyle ve iyi bir doğrultu da gitmesini istemeyen kesimlerin ideolojik bir beyanı olarak ortaya çıkmış gibi gözüküyor. Dolayısıyla, bizim açımızdan rapor sağlıklı, rasyonel, maddi bilgilere dayanan ve gerçekçi bir rapor olmadığı için iade edilme kararı en doğru karar olarak ortaya çıkmış bulunuyor" dedi.

"Bu Kararın Verilmesini De Takdirle Karşılıyoruz"
Federal Alman Hükümetinin ZDF kanalında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkındaki hakaret içeren yayınla ilgili bir soruşturmasına izin verilmesi kararını nasıl değerlendireceği sorulan Ömer Çelik şu cevabı verdi:
"Kuşkusuz bu karar doğru bir karar. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına yapılan bir hakaret, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı milletimizi ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni temsil ettiği için milletimize ve devletimize karşı yapılmış bir saygısızlıktır. Bu söz konusu şahsın o kanalda yaptığı, ortaya koyduğu ifadeler kesinlikle bir eleştiri değil, doğrudan hakaret etme amacıyla ve hakaret etme kastıyla ortaya koyulmuş ifadeler. Dolayısıyla, burada bu soruşturmaya izin verilmesini biz memnuniyetle karşılıyoruz, bunun doğru bir adım olduğunu düşünüyoruz. Biz kuşkusuz siyasiler eleştirile bilir, dünyanın her tarafında Cumhurbaşkanlar'ı, Başbakanlar eleştiriliyor fakat doğrudan hakaret kastıyla ve hararet cümleleri kullanılarak yapılan bir şeyi hiçbir şekilde kabul etmiyoruz. Bu Alman milleti ve Alman devleti içinde bir tane sorumsuz kişinin ortaya attığı bu tavır yüzünden ortaya çıkmış bir leke olarak kalacaktı, bu soruşturmaya izin verilerek bu önlenmiş oldu. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni ve milletimizi temsil etmektedir. Ona dönük olarak herhangi bir şekilde hakaret ifadesini kabul etmemiz asla söz konusu olamaz, bunu eleştiri ya da mizah olarak değerlendirmemiz asla söz konusu olamaz. Dolayasıyla, o şahısla ilgili soruşturmaya izin verilmesini son derece olumlu karşılıyoruz. Bu kararın verilmesini de takdirle karşılıyoruz."

"Bizi İlgilendiren Bir Husus Değil"
Milliyetçi Hareket Partisi’nde bir iç karışıklık durumumu mu söz konusu bir seçime gidilecek bir kayyum atandı. AK Parti olarak Milliyetçi Hareket Partisi’ndeki bu durumu nasıl değerlendirdiği sorulan Ömer Çelik şu cevabı verdi:
"Tabi kongre olacak, olmayacak Milliyetçi Hareket Partisi’nde mevcut Genel Başkan'a karşı başka genel başkan adayları var bu mesele bizi ilgilendirmez, yani onların Milliyetçi Hareket Partisi’nin iç meselesidir. Fakat olayın bir partinin iç meselesine karışmak istemeyenleri ya da bizim gibi bu meselenin dışında durmak isteyenleri bile ilgilendiren bir tarafı ortaya çıkmaya başladı o da şu: Yargı kararlarıyla bir partinin iç dinamikleri bir şekilde şekilleniyor, yani normalde aslında siyasi partilere ait alanın belli yargı denetimi haricinde siyasi partilere bırakılmasında fayda var. Şimdi yargı kararı böyle çıksaydı şu şekilde bir parti içerisinde süreç şekillenecekti, böyle çıktığı zaman şu şekilde bir süreç şekilleniyor gibi bir şey sanki partilerin kendi iç dinamikleriyle verilmesi gereken kararı başkaları yargı veriyor gibi bir tablo çıkıyor ki bu çok doğru bir şey değil. Bu sivil siyaset açısından sivil siyasetin alanının korunabilmesi, sivil siyasetin kendi doğal dinamikleriyle, siyasi partilerin kendi doğal dinamikleriyle, kendi gelişimlerini sürdürülebilmeleri açısından doğru bir yaklaşım olmuyor.

Bizim kuşkusuz Milliyetçi Hareket Partisi’nin genel başkanının kim olacağı bizi ilgilendiren bir husus değil, Milliyetçi Hareket Partisi’nin iç işidir o. Kuşkusuz bu tartışmaları Türk siyasetinde bir konu olarak, bir gündem olarak, bir ajanda olarak dinliyoruz ve değerlendiriyoruz. Ama bir partinin iç meselesi olduğu için, genel başkanlarına kendileri karar verirler, genel başkan yardımcılarına kendileri karar verirler, nihayetinde kendi delegelerinin, seçilmiş delegelerinin vereceği kararlardır bunlar. Biz bir tartışma olarak izliyoruz bu bakımdan baktığımızda, yani kimin genel başkan olacağı bizi ilgilendirmiyor, biz genel başkanlar arasında bir tercih yapma durumunda değiliz, bizim için fark eden bir durum yok. Ama yargı kararıyla kongre sürecinin şekillenmesi, yargı kararı tekrar işte şimdi Yargıtay’a gidildi, bir mahkeme karar verdi, tekrar tekrar bu süreçlerin yargı kararları üzerinden partilerin iç dinamiklerinin, doğal dinamiklerinin şekillendiriliyor gibi bir görüntünün ortaya çıkması kuşkusuz siyaset açısından doğru bir şey değil. Partiler kendi doğal dinamikleri içerisinde gelişimlerini sürdürmeliler, partiler sivil siyasetin alanı içerisinde kendi doğal dinamikleri, kendi delegelerinin kararlarıyla bu noktalarda kendi ajandalarına karar vermeliler diye düşünüyoruz, ama diğer kısmı onların iç işi orası bizi ilgilendirmiyor tabi ki."

"Bizim Takvimimiz Normal Bir Şekilde İşliyor"
AK Parti Anayasa Yazım Komisyonu'nun çalışmalarının nasıl gittiğinin değerlendirilmesi konusunda Ömer Çelik şöyle konuştu:
"Evet, bizim takvimimiz normal bir şekilde işliyor takvimde bir aksama yok. Takvim daha önce söylediğimiz gibi Mayıs sonuna bu yazılı yetiştireceğiz demiştik, komisyonumuz o disiplinle çalışıyor. Burada çeşitli konu başlıklarımız var, bunlarla ilgili alt komisyonlar yazımlara başladılar. Örneğin, kuvvetler ayrılığı, denge denetleme sistemi üzerinde çok kafa yoruyoruz, temel hakların nasıl yazılacağıyla ilgili çok kafa yoruyoruz, yargı bağımsızlığı ve yargı tarafsızlığının sağlanmasıyla ilgili tabi ki çok kafa yoruyoruz. Bütün bu konu başlıklarında en önemsediğimiz şey evrensel standartlarda kendi geleneklerimizin de ilham verdiği, ama evrensel standartları da içeren kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, yargı tarafsızlığı, denge denetleme sistemleri, temel haklar konusunda yetkin bir belgenin ortaya çıkması gerektiği şeklinde bir yaklaşımımız var. Sayın Başbakanımız'ın Başkanlığı'nda da bazı toplantılar yapıyoruz. Hem siyasi arkadaşlarımızla, hem akademisyenlerle ucu açık toplantılar 6-7 saat süren toplantılar yapılıyor, yani yazım süreci devam ederken aynı zamanda interaktif bir biçimde bu tartışmalarda sürüyor. Takvimde bir aksama yok, çeşitli aşamalarda geldiğimiz noktayla ilgili size o bilgileri vereceğiz zaten tamam."

Etiketler : "Baştan - Aşağı - Yalan - Ve - Yanlış - Bir - Değerlendirme" -
İlginizi çekebilecek diğer haberler