"Böyle Bir Ahlaksızlık Hiçbir Dönemde Olmadı"

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Bıyık, herkes bıyık bırakmaya başladı. 'Ben en düşük profilliyim, ben en yeteneksiz adamım, beni seç' diyor. Böyle birşey hiçbir darbe döneminde yaşanmadı, böyle bir ahlaksızlık hiçbir dönemde olmadı" dedi.

11-05-2016


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkiye'nin kritik bir dönemden geçtiğini, yaşanan gelişmelerin bu tespitinin doğruluğunu ortaya koyduğunu, ülkedeki demokrasi standardının giderek düştüğünü belirten CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, böyle bir tablonun, demokrasi kültürünün zenginleşmesi yolunda yıllardır verilen mücadeleyi zayıflattığını ifade etti. Kılıçdaroğlu, siyasi görüşü ne olursa bütün vatandaşları demokrasi standartlarını yükseltmek için ortak çaba harcamaya çağırdı.

Seçim öncesinde CHP'nin, iktidara gelmeleri halinde taşeron işçilere kadro verileceği vaadinde bulunduğunu, bu vaadin diğer siyasi partiler tarafından da kopyalanarak kullanıldığını savunan Kemal Kılıçdaroğlu, CHP'nin taşeron işçilere kadro sözü verirken, işçiler arasında herhangi bir ayrım yapılmayacağını da güvence altına aldığını, bir kişinin ekmeğiyle oynamayı dünyanın en ahlaksız işi olarak gördüklerini vurguladı. Bir süre önce ASKİ'de taşeron olarak çalışan bir grup güvenlik görevlisinin kendisini ziyaret ederek, "İşimize son veriyorlar, ne olur bizimle ilgilenin" dediğini anlatan Kılıçdaroğlu, bunun üzerine Başbakan Ahmet Davutoğlu'na bir mektup yazarak bu sorunu aktardığını bildirdi.

Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
"Ocak ayında 400 taşeron işçinin işine son verildi Ankara Büyükşehir Belediyesi'nde. Mayıs sonuna geliyoruz, toplam bin 722 işçinin işine son verildi. Bin 722 evde akşam çorba kaynıyordu, bir umut bekliyorlardı. 'Size kadro vereceğiz' diye bütün siyasi partiler söz verdi. Türkiye'deki 1 milyonu aşkın taşeron işçisi kardeşime sesleniyorum, senin sorununu bilen parti CHP'dir. Görüşü ne olursa olsun sana kadro sözünü vermek, nasıl benim ifademse, onu gerçekleştirmek de benim boynumun borcudur. Bunu yapacağım. Taşeron işçisi kardeşim senden sadece bir isteğim var. Benim bu taahhüdümü yerine getirebilmem için bana iktidar yolunu açmak zorundasın. Aileleriyle birlikte 5 milyon kişi. 5 milyonun oyunu istiyorum, sana kadro sözü veriyorum."

CHP'nin seçim öncesinde, asgari ücretin net bin 500 lira olacağı sözünü de verdiğini anımsatan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, "İktidara gelmedik ama yerel yönetimlerde iktidarız ve CHP'li belediyelerde asgari ücret net bin 500 liradır" diye konuştu. Kılıçdaroğlu konuşmasında, 2014 yılında Soma'da 301 işçinin hayatını kaybettiği maden faciasına ve olayın mağdurlarına hükümet tarafından verilen sözlere de değinerek, CHP'nin facianın ardından mağdurların haklarını arayacağı sözünü verdiğini, bugün de aynı noktada olduğunu belirtti.

Kemal Kılıçdaroğlu, konuşmasına şöyle devam etti:
"Bazı sözleri tuttular, gereğini yaptılar ama bazı temel sorunlar var ki sözlerini tutmadılar. Verdikleri sözlerden birisi şu, devlet tarafından denetimler yapılana ve teftiş raporları tamamlanana kadar kimse madenlere inmeye zorlanmayacak ve bu süre içinde kimseye 'işine son verdim' denilmeyecek. Ama 1 Aralık 2014 günü bir telefon mesajıyla 2 bin 831 işçinin işine son verildi. Bu ahlak mıdır? Sen devletsin, hükümetsin, çıkıp işçiye 'kimsenin işine son verilmeyecek' diye söz veriyorsun ve 1 Aralık günü 2 bin 831 işçinin işine son veriyorsun. Ne diyoruz? Ahlakta ciddi yozlaşma var. Tepede yozlaşma varsa, aşağıya doğru o yozlaşma devam ediyor. 'Ölen işçilerin bütün tazminatlarını ödeyeceğiz' dediler. Uzun süre yerine getirmediler. Sonra Sayın Cumhurbaşkanı, 4 Haziran 2015'te Manisa'da bir miting yaptı. Miting yaparken vali açıklama yaptı, 'tazminatları ödeyeceğiz' diye. Tazminat hakları olarak 24'te birini yatırdılar. Bugün ne kadar ödendi biliyor musunuz? Bugün 7 Haziran'dan bu yana tazminatın 5'ini ödediler, diğerleri duruyor. Aylığa bağladılar. Ölüm peşin, bedeli tazminat olarak taksitle. Böyle bir şey olabilir mi?"

Kazadan 36 gün sonra şirketin kendi mal varlığına tedbir koyduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, hükümetin bunun takibini de yapmadığını belirterek, Grup Başkanvekili Özgür Özel'e talimat verdiklerini, CHP olarak tüm bu olumsuzlukları yakından takip ettiklerini bildirdi. Türkiye'nin iş kazalarında Avrupa ülkeleri arasında birinci, dünya ülkeleri arasında da üçüncü olduğuna dikkati çeken Kılıçdaroğlu, "2016'nın ilk dört ayında iş kazalarında hayatını kaybeden işçi sayısı 586 kişi" dedi.

Gazeteci Can Dündar'a yönelik silahlı saldırıya ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Kemal Kılıçdaroğlu, Erdem Gül ve Can Dündar'ın doğru haber yaptıkları için ceza aldıklarını savundu. Kılıçdaroğlu, "Can Dündar ile Erdem Gül 'kral çıplak' dediler ve bütün Türkiye'nin önüne tabloyu koydular. Ama 'Sizden bunun intikamını alacağım, hesabını vereceksiniz' diyor. Hesap soracaksan, senin kabinende Başbakan Yardımcılığı yapan Tuğrul Türkeş var. 'Vallahi de billahi de o silahlar Türkmenler'e gitmiyordu' diyor. Yargılayacaksan onu yargıla. Dokunulmazlığını kaldıracaksan onun dokunulmazlığını kaldır. Neden gazeteciler? Çünkü gücü onlara yetiyor. Ama hiç meraklanmayın, senin gücün onlara da yetmeyecek" diye konuştu.

Üniversitelerde görev yapan, ancak doktoralarını yapmak üzere başka üniversitelere gönderilen 10 bine yakın akademisyene, "Doktoranı yarım bırak, eski üniversitene geri dön" denildiğini aktaran Kılıçdaroğlu, bunun anlaşılabilir bir durum olmadığını kaydetti. Kılıçdaroğlu, "Bunu niçin yapıyorlar? 'Tepedeki zat istedi, onun için yapıyoruz' diyorlar. Üniversiteler aydınlanmanın kaynağıdır. Bir üniversite bir zatın iki dudağının arasından çıkan söze teslim olmuşsa oraya üniversite denemez. O nedenle bütün üniversite rektörlerine açık çağrı yapıyorum; bu garabetten lütfen vazgeçin" dedi.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, roketlerin düştüğü Kilis'te bir dramın yaşandığını, CHP olarak bu kente gönderdikleri heyetlerle sorunları yakından takip ettiklerini belirterek, Kilislilerin hükümeti aramak için gazeteye tam sayfa ilan verdiğini ifade etti. Kılıçdaroğlu, şu görüşlerini paylaştı:
"Her gün bombalar, füzeler atılıyor, ortada kimse yok. Bir ara yeni bıyık bırakan birisi, düşük profilli birisi o da gitti Kilis'e. Birkaç füze atılınca apar topar nefesi Ankara'da aldı. Peki Kilisliler'in derdi ne? Niye ilgilenmiyorsunuz? Bu ülkede hükümet yok mu? Vallahi yok. Hükümet olsa böyle bir dert olmazdı. Kilis süratle Suriyeli'leşiyor. Suriyeliler'in nüfusu Kilisliler'den fazla. Ve Kilis'te yaşayan vatandaşlarımızın yüzde 20, 25'i göç etmek zorunda kaldı. Onlar göç ediyorlar, Suriyeliler oraya yerleşiyorlar. Peki nereye kadar gidecek bu? Esnaf perişan. Kilis'te esnaf yeni ekonomik paket bekliyor. Boşuna bekliyorsun, kardeşim. Bunlar can derdine düşmüşler. Düşük profilli, her şeye 'Evet' diyen adam arıyorlar. Onların derdi Kilis değil ki. Kilis yerle bir olsa onların kılı kıpırdamayacak. Kilis'te dört aydır okullar kapalı. Aileler çocuklarını nereye gönderecekler? Dört aydır hükümet yok. Kilisliler diyor ki 'Biz ensar değiliz, biz de mülteci konumundayız. Çünkü burada Suriyeliler fazla, biz de onların mültecisi konumundayız'. Ben Kilisli kardeşlerime sesleniyorum, sorununuzu biliyoruz, nasıl çözüleceğini de biliyoruz. Bunlar Kilis'i feda ettiler, görmezlikten geliyorlar. Ama senin derdinle en çok ilgilenen, sorununu da çözecek olan biziz. Bu dış politikayı 180 derece değiştirecek olan da biziz."

Dokunulmazlıkların son günlerin en yoğun tartışılan konularından biri olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, bunun için anayasanın değiştirilmesine gerek olmadığını, kimin dokunulmazlığı kaldırılmak isteniyorsa, bunun Meclis Genel Kurulu'na getirilebileceğini söylediğini anımsattı. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, "Genel Kurul'da sadece 300 milletvekili olsa, dokunulmazlığın kaldırılmasıyla ilgili, 151 oy verilse, dokunulmazlık kalkıyor. Niye anayasa değişikliği? Hangi gerekçe ile? Bakanlar'ı koruyorsun, hırsızları koruyorsun, yolsuzluk yapanları koruyorsun, TBMM'de tiyatro oynatıyorsun, adına 'Dokunulmazlık' diyorsun. 'Kimin dokunulmazlığını kaldırmak istiyorsan getir kardeşim, hep beraber kaldıralım' diyoruz, kaçıyorsun. Ahlaktan söz etmiştim. Milleti kandırmayacaksın, yalan söylemeyeceksin. Ahlakın kuralı budur" ifadesini kullandı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "23 milyon oy alan bir Başbakan, 23 milyon seçmenin değilde bir kişinin dudağından çıkan sözlere kendisini esir ettiriyorsa, o sözlerin tutsağı oluyorsa, onun gereği olarak Başbakan'lıktan istifa ediyorsa, onun demokrasi kültürü yoktur. Davutoğlu'nun istifaya zorlanmasının nedeni, Davutoğlu, rüşvet ve yolsuzlukları istemiyordu, bu konularda düzgün bir adamdı" dedi.

Kılıçdaroğlu, George Washington Üniversitesinden iki öğretim üyesinin, 208 ülkenin verileriyle "İslam ülkeleri ne kadar İslami" başlıklı araştırmasını içiren sonuçları paylaştı. Araştırmaya göre, İslami ilkelere en bağlı ülkelerin sırayla Yeni Zellanda, Lüksemburg, İrlanda olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, ilk Müslüman ülke Malezya'nın 38. Kuveyt'in 48. ve Türkiye'nin 103. sırada yer aldığını bildirdi. Kılıçdaroğlu, "Normal mi normal; yalan, rüşvet, yolsuzluk, din istismarı var mı? Var. Londra'da bir Müslüman'ı belediye başkanı seçtiler. Kimliğine, inancına bakan olmadı, neye baktılar ahlaklı mı düzgün mü seçilebilir mi. Kul hakkı yemeyeceksin, yolsuzluk yapmayacaksın, yalan söylemeyeceksin, millete hesap vereceksin. Bunlar aynı zamanda İslamiyet'in çıkış, temel ilkeleridir. Havuz medyası bundan asla söz edemezler. Çünkü rüşvetten beslenen İslamiyet'ten söz edemez" diye konuştu.

Anayasa'nın 6. maddesinde, egemenliğin gayet açık yazıldığına işaret eden Kılıçdaroğlu, Atatürk'ün, egemenlik için "Hakimiyeti milliye uğrunda canımızı vermek bizim için vicdan ve namus borcudur" dediğini ifade etti. Kılıçdaroğlu, insanların egemenliğini kolay elde etmediğini, bunun arkasında şehit, gazi, acı, gözyaşı, umut, bayrak, İstiklal Marşı olduğunu vurgulayarak, "Bu kadar büyük mücadelelerden sonra biz egemenliğimizi aldık, saltanatı bir kenara bıraktık. Halkın iradesine bunun için inanıyoruz ve güveniyoruz. Davutoğlu'nu savunuyorsak halkın iradesine duyduğumuz saygıdan ötürü savunuyoruz" diye konuştu.

Ancak Türkiye'nin, 2010'dan itibaren farklı bir sürecin içine adım adım götürülmek istendiğini ileri süren Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, 17 Aralık 2012'de "Yasama ve yargı benim için ayak bağı", 21 Mart 2015'te "Parlamenter sistem artık bekleme odasına girmiş bulunmaktadır" dediğini savundu. Kılıçdaroğlu, TBMM Başkanı'nın, "Ey Sayın Cumhurbaşkanı, sen TBMM için nasıl bunları söylersin" diyemediğini belirterek, "Çünkü o da aklını oraya kiralamış." dedi. Erdoğan'ın, 15 Ağustos 2015'te, "İster kabul edilsin ister edilmesin, Türkiye'nin yönetim sistemi bu anlamda değişmiştir" dediğini ifade eden Kılıçdaroğlu, bunların, "sivil görünümlü bir darbenin ön ayak sesleri" olduğunu ileri sürdü.

Kılıçdaroğlu, Davutoğlu'nun, anayasaya, parlamenter sisteme, geleneklere uygun olarak başbakanlık koltuğuna oturduğuna değinerek, şöyle devam etti:
"Ama işler iyi gitmedi. 4 Mayıs'ta davet ettiler, 'Saraya geleceksin' dediler. Saraya gitti, çıktı, 'istifa ediyorum' dedi. İstifasıyla ilgili kullandığı, 'Benim tercihim değildir, bir zaruretin neticesidir' cümlesi önemlidir. Bir Başbakan, 23 milyon oy alan bir Başbakan, 23 milyon seçmenin değilde bir kişinin dudağından çıkan sözlere kendisini esir ettiriyorsa, o sözlerin tutsağı oluyorsa, onun gereği olarak Başbakan'lıktan istifa ediyorsa, onun demokrasi kültürü yoktur. Bu ne anlama gelir, 'Ben demokrasiye inanmıyorum, milli iradeye de inanmıyorum, 23 milyonun oyu da çöp sepetine gitti. Benim için bir kişi önemli, sarayda oturan zat. O zat eğer oradaysa, benim kaderimi belirliyorsa 23 milyon değil 80 milyon bana oy verse hepsi hikaye' diyor. Böyle bir tabloyla karşı karşıyayız. Türkiye Cumhuriyeti'nin hak ve menfaatlerini korumak istiyorsan, önce demokrasisini koruyacaksın. Ne yapacaksın, o bir kişi seni çağırıp, 'istifa et' dediği zaman, 'Sayın Cumhurbaşkanı kusura bakma beni buraya 23 milyon 600 bin kişi getirdi, bir kişinin ifadesiyle ben koltuğumu bırakmam' demesi gerekiyordu. Dedi mi demedi mi?

Biz, 'Böyle şey, böyle bir rezalet olur mu?' diyoruz. Bize 'Siz bunu anlamazsınız, sizde bu tür bir kültür yok. Bunun adı reise itaat, davaya sadakat' diyorlar. Bize, millete söyledikleri bu. Haklılar da. Bizde böyle birşey yok, biz aklımızı birisine kiraya vermeyiz. Parti disiplini içinde hareket ederiz ama biz düşük profilli, kula kulluk, saraya uşaklık yapan bir kişiyi aramızda barındırmayız. AK Parti'ye oy veren 23 milyon 600 bin vatandaşıma sesleniyorum; sandığa gittin, oyunu kullandın, ama nasıl paraları sıfırladılarsa senin de oyunu sıfırladılar. 'Efendim biz düşük profilli başbakan adayı arıyoruz...' Böyle bir rezalet olamaz. İşin garip tarafı, şimdi herkes, 'Düşük profilli başbakan adayı benim' diye ortalıkta geziyor. Bıyık, herkes bıyık bırakmaya başladı. 'Ben en düşük profilliyim, ben en yeteneksiz adamım, beni seç' diyor. Böyle birşey hiçbir darbe döneminde yaşanmadı, böyle bir ahlaksızlık hiçbir dönemde olmadı. 'Senin sözünden çıkmam, yat dersen yatarım, kalk dersen kalkarım. Ben en alçak profil olmaya razıyım' diyorlar. Siz ülkeye başbakan mı arıyorsunuz saraya uşak mı arıyorsunuz? Saraya uşak arıyorlar. Düşük profil ne demek; onların anlayışına göre hırsızlığa hiç itiraz etmeyecek, millete hesap vermeyecek, yolsuzluğu hep beraber yapacağız. Böyle bir anlayışta başbakan arıyorlar."

Kılıçdaroğlu, "Davutoğlu'nun hakkını savunmak kadere bakın bize düştü" dedi. Davutoğlu'nun, kararını açıkladığı gün AK Parti Gençlik Kolları'na, "Gücün yozlaşmasına karşı mücadele edin" diye seslendiğini anımsatan Kılıçdaroğlu, bir gencin çıkıp, "Sen niye mücadele etmiyorsun?" diyebileceğine işaret etti.

Kılıçdaroğlu, "başkanlık sistemiyle sultanlığı getirmek, demokrasiyi bir kişinin iki dudağına hapsetmek istediklerini" öne sürerek, şu görüşleri savundu:
"Yolsuzluk mu, reis yapabilir. Arkadan hançerlemek mi, zaten kültürlerinde var. Kime kardeşim dediyse arkadan hançerledi. 'Kaddafi, Esad'a kardeşim' dedi, arkadan hançerledi. Erbakan'ın dizinin dibindeydi, Erbakan sırtını döner dönmez onu da arkadan hançerlediler. Davutoğlu, onu da arkadan hançerlediler. Arkadan hançerleme geleneği var bunlarda. Bu darbe 28 Şubat darbesine benzemiyor. Bu darbe yol arkadaşım dediği kişilerin, arkadan hançerlendiği bir saray darbesidir. 4 Mayıs saray darbesinin özelliği budur. Sultanlığı getirecekler, herkes sultanı bekliyor, reisi bekliyor.

Bütün bunlar başkanlık için yapılıyor, ömür boyu dokunulmazlık almak istiyor. 'Kimse bana dokunmasın' Çünkü korkuyor. Yaptığı hırsızlıkların herkes farkında, o da, ailesi, AK Parti milletvekilleri, aydınlar, havuz medyasının tamamı farkında. Çünkü onlar da bu kirliliğin içinde. 'İlla ben başkanlık istiyorum, ben Türkiye'yi bölmek istiyorum' diyor. Başkanlık bölücülüktür, kimse unutmasın. Bir diğer hastalık daha var, eski koltuklarını bırakmama hastalığı. Belediye başkanlığı yaptın halen belediye başkanı. Başbakanlık yaptın halen başbakan. Cumhurbaşkanlığı yaptın, şimdi muhtarlık da yapıyorsun. Bırak kardeşim herkes görevini yapsın. TBMM'de tek bir CHP'li bile olsa başkan olamayacaksın."

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, 3,5 milyon hanede 17 milyon yoksulun bulunduğunu, 14 yılda 17 milyon yoksulun oluştuğunu iddia etti. Rıza Sarraf gibi rüşvet dağıtan adamın önüne yatan bakanların korunduğunu, bunların bu dünyada da öbür dünyada da yatacak yerlerinin olmadığını ifade eden Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
"O hale getirdiler ki Davutoğlu'nun istifaya zorlanmasının nedeni, Davutoğlu, rüşvet ve yolsuzlukları istemiyordu, bu konularda düzgün bir adamdı. 'Saydamlığı getireceğim' dedi, ertesi gün 'Nerden saydamlığı getiriyorsun...' dediler. Büyük ihtimalle, bütün büyük ihalelere dur dediği için 'Sen buradan ayrıl, o ihaleleri yandaşlara dağıtacak adam getireceğim, onlar dağıtacaklar bu işi...' Büyük ihtimalle görevden zorla ayrılmasının nedeni budur. Bunun için Davutoğlu'nu içlerine sindiremediler. 'Sen ayrıl, git kardeşim, biz temiz değil kirli adam istiyoruz bizim gibi. Biz ne istiyorsak bizim dediğimizi yapacak bir adam istiyoruz. Kul hakkı yiyen, rüşvet yiyen insana ihtiyacımız var' onların hedefleri buydu. Yolsuzluk, bunların döneminde AKP'nin milli sporu haline geldi. Kim yolsuzluk yaparsa, devlet katında o kadar yükseliyor. Kim yolsuzluk yapmazsa, kapının önüne konuluyor."

İlginizi çekebilecek diğer haberler