"O Çığlığa İlk Sesi Her Zaman Biz Vereceğiz"

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Dünyanın neresinde olursa olsun herhangi bir kadın çığlığı bize ulaştığında, o çığlığın yanında önce Türkiye Cumhuriyeti Devleti olacaktır ve o çığlığa ilk sesi her zaman biz vereceğiz" dedi.

10-12-2015


Davutoğlu, Birleşmiş Milletler Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kadının Güçlenmesi Birimi (UNWOMEN), Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) iş birliğinde düzenlenen "Kadına Yönelik Şiddetin Sonlandırılması: İlerleme Temelinde Değişimi Hızlandırma" konulu toplantıda konuklara, "Boğaziçi'siyle, tarihi yarımadasıyla bir kadın zarafetine sahip olan İstanbulumuz'a hoşgeldiniz" diye seslendi. İnsanlığın zarafetini yok eden "kadına karşı şiddet" konusunu ele almak için toplandıklarını ifade eden Davutoğlu, "Kadın, tarih boyunca nasıl zarafetin, nezaketin, edebin sembolüyse, kadına karşı şiddet de barbarlığın, zulmün ve baskının adıdır. Kadın nasıl şiirle ifade edilirse, kadına karşı şiddet de her türlü kabalığın simgesi haline gelmiştir" şeklinde konuştu. 

Davutoğlu, küresel çapta 150 katılımcı ile 15 ülkeden bakan düzeyinde katılım gerçekleşen toplantıda sadece bir konunun değil, insanlığın vicdanının, adaletin ve bütün bir insanlığa egemen olması beklenen sevginin dilinin ele alınacağına değindi. Kadına yönelik şiddetin, herkesin sorumluluk alması gereken bir alan olduğuna işaret eden Davutoğlu, "Sosyal bir mesele olarak şiddeti, özelde de kadına yönelik şiddeti konuşmak gerçekten derin bir hüzün ve üzüntü vesilesi. Ancak biliyoruz ki bu meseleyi konuşmamız gerekiyor ve konuştukça değerler sistemimizdeki aşınmanın boyutları daha çok ortaya çıkıyor. Kadına karşı şiddet yeni bir olgu değil ancak modernleşmeyle birlikte sadece kadına karşı değil, tüm şiddet öğelerinin ve çeşitlerinin bir davranış kalıbı haline dönüştüğünü, gelişen iletişim teknolojileriyle daha iyi görebiliyoruz ve daha farkında olabiliyoruz. Şiddet hikayeleri, şiddetin yaygınlaşmasını sağlayabiliyor. Aynı zamanda bu hikayeleri şiddeti önlemek için farkındalık oluşturmak amacıyla da kullanabiliyoruz" diye konuştu.

Davutoğlu, dünyanın dört bir yanında kadınların mağdur olduğunu belirterek, "Çoğu zaman erkeklerin aldığı kararlarla kadınlar daha çok mağdur oluyor. Kadın elinin değmediği yerde bazen merhametin, şefkatin, vicdanın eksik olduğunu hep görüyoruz. Kadınlar savaşın mağdurlarıdır. Savaş mağduru çocuklara bakmak zorunda kalanlar onlardır. Savaşlardan sonra öksüzlere ve yetimlere yine onlar bakar. Bir sosyal çalkantı olur, ilk kadınlar bedel öder. Türkiye'de ya da başka ülkelerde fark etmez, kadın ağır sorumlulukların altına girer" dedi.

Dünyanın pek çok yerinde kendi yaşadıklarına dair örnekler veren Davutoğlu, Kasım 2012'de Gazze'de İsrail'in bombardımanı sırasında yaralanarak hastaneye getirilip, orada hayatını kaybeden bir kızın hikayesini şöyle anlattı:
"O bombardıman esnasında eşimle Gazze'deydik, birçok dışişleri bakanıyla birlikte. Normal görüşmelerimizi yaparken, dışişleri bakanları olarak Gazze'yi ziyaret ederken, birden haber geldi. Biz oradayken Gazze'ye bombardıman başlamıştı ve yaralılar akın akın Şifa Hastanesi'ne götürülüyordu. Yetkililere, 'Ben Şifa Hastanesi'ne gitmek istiyorum' dedim. Eşimle birlikte gittik. Hastane içi yaralı doluydu ama bir sahne vardı ki hayatım boyunca size taahhüt ederim ki hiçbir zaman unutamayacağım bir sahne. Bir baba, kızının cesedi yerde yatarken, 17 yaşında masum bir kızın cesedi, Basil'in kızı, baba benimle birlikte cesedi gördüğünde aynı anda ikimiz o genç kızın cesedi başında sarılarak ağladık. Kendi kızlarımı düşündüm. Her sabah okula gitmeden önce öperek uğurladığım kızlarımı... O gün o baba o kızı öperek belki güne başlamıştı. Akşama doğru aynı kız, büyük umutlarla hatta ilk bir elbise denemiş, onu giymiş olduğu halde bombardımana tabi tutulmuştu. O bombalar o kızın hayalini ve o babanın yüreğini yaktı. O babanın yüzündeki hüznü ve o kızın masum gözlerini hiç unutmayacağım."

Davutoğlu, daha sonra aileyi Ankara'da evinde misafir ettiğini ve onlara, "Mademki o kızın acısını birlikte yaşadık, siz ebediyen bizim ailemizsiniz. Bundan sonra ne zaman sizin kızınızı anmak icap ettiğinde biz burada olacağız" dediğini aktardı. 

Suriye'de Esed rejiminin hava bombardımanından kaçarak Türkiye'ye sığınan mülteciler kampındaki hastane ziyaretinde, 17-18 yaşlarında bir kızın tebessümle yüzlerine baktığını, daha sonra bu kızın iki bacağının birden bomba sonrası yapılan operasyonla ampute edildiğini gördüklerini anlatan Davutoğlu, "O kızımızın gözleri de hiçbir zaman gözümün önünden gitmedi, gitmeyecek. Döndü ve sadece 'Sizden bir şey rica edebilir miyim? Acaba bana ortopedik bir bacak takılabilir mi' dedi. Zaten talimat verilmişti. O kızımızın da o ihtiyacı giderildi. O kızın bombardımandan önceki halini düşünün, mutlaka çok güzel idealleri, hedefleri vardı ama zalim bir rejimin Halep şehrine yaptığı bombardıman, o kızımızın hülyalarını da rüyalarını da aldı götürdü" diye konuştu.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Türkiye'deki 2 milyon 300 bin Suriyeli mültecinin büyük çoğunluğunu kadınların oluşturduğuna değinerek, kadınların bir kısmının eşini, babasını kaybeden, bir kısmının okumak, geleceğe bakmak isteyen genç kızlar olduğunu söyledi. Davutoğlu, "Hala Suriye'de bombardıman devam ediyor. Hala Suriye'de DAEŞ terör örgütü ama o terör örgütüyle birlikte kendi halkını katleden bir rejim hüküm sürüyor. Bütün dünyaya sesleniyorum; kadına karşı şiddetin en fazla bugün cereyan ettiği Suriye'deki bu rejime, bu zulme karşı artık bir 'dur' diyelim" dedi.

Geçen yıl Srebrenitsa katliamının 20'nci yıl dönümünde Bosna Hersek'e gittiğinde tekerlekli sandalyede 75 yaşlarında bir kadının, kendisine "Ahmet Bey" diye bağırdığını ve "İki oğlumu Srebrenitsa'da, burada, gözümün önünde öldürdüler. Bana işkence yaptılar, kızlarımı alıp götürdüler ve dünya sessiz kaldı" dediğini aktaran Davutoğlu, daha sonra kadının hala kurşun izlerinin bulunduğu evine gittiğini anlattı. Davutoğlu, kadının yüzündeki çizgilerde 20 senenin acısını gördüğünü ifade ederek, kadının resminin daha sonra Srebrenitsa'nın bir sembolü haline geldiğini dile getirdi.

Somali'yi 2011'deki ziyaretlerini hatırlatan Davutoğlu, "Savaşın izleri çöp dağları şeklinde hijyenik olmayan ortamda yaşayan insanlar arasından geçip bir sahra hastanesine vardık. Bir kadın, önündeki 3-5 aylık bebeği susuzluktan ölmek üzereydi. Kadın canhıraş bir şekilde yardım için sağa sola koşturuyordu. Bize tahsis edilen arabayla süratle onu oradaki Türk hastanesine göndermek için seferber olduk ve gönderdik ama öğrendik ki o kadın yolda bebeğini kaybetmişti. Susuzluktan bebeğini kaybeden Somalili kadına biz ne yapabiliyoruz? Şiddetin her türlüsünü gören Afrikalı o genç kızlarımıza, kadınlarımıza nasıl yardımcı olabiliriz?" dedi.

Davutoğlu, Arakan'da Rohingyalılar'ın olduğu bölgeye bir heyetle gittiklerini, yol boyu sefalet, baskı, yanmış evler, yanmış köyler gördüklerini, kadınların kendilerine mektup verebilmek için yollara çıktığını ve insanların tek bir sesi duyurabilmek için neredeyse birbirinin üzerine basarak geldiğini kaydetti. Ahmet Davutoğlu, anlattığı manzaraların zihninden hiç çıkmadığını ifade etti.

"Dünyanın neresinde olursa olsun herhangi bir kadın çığlığı bize ulaştığında, o çığlığın yanında önce Türkiye Cumhuriyeti Devleti olacaktır ve o çığlığa ilk sesi her zaman biz vereceğiz" diyen Davutoğlu, bu örneklerin dünyanın her yerinde yaşandığını, savaşlardan, krizlerden en çok kadınların ve kızların etkilendiğini, bu örneklerin herkesin yüreğinde derin acılar bıraktığını dile getirdi.

"Var oluşumuzu, siyasetimizi anlamlandıracak olan en önemli misyon, dünyanın dört bir yanında yaşanan bu acılara son vermek olmalıdır" ifadesini kullanan Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Hepimizin belki gözünün önündeki bir başka manzara... Paris'teki son kanlı DAEŞ saldırısında camdan sarkan Fransız kadın, 'Hamileyim, yardım edin' sözleriyle hepimizin zihinlerine çakıldı. Terörün acımasızlığının en çarpıcı görüntülerinden biri haline geldi bu görüntü. Paris'teki saldırı bir kızımızı da bizden aldı. Elif Doğan'ı da o saldırıda kaybettik. Maalesef kadınların en fazla mağdur olduğu bir zaman diliminde yaşıyoruz. Kadınlar, gençler, çocuklar, sandallarda denize dökülüyor. Aylan bebeğin annesi ve Aylan'ın bedeni, herhalde hepimizin vicdanında onulmaz etkiler bıraktı. Çocukların bedenleri faili meçhul cinayetlerle bazen bir okul bahçesinde, bazen bir cami avlusunda paramparça ediliyor. Kızlar terörist olmak, canlı bomba olmak üzere meçhul dağlara kaldırılıyor. Maalesef dünya, istemediğimiz kadar kadına yönelik şiddet görüntüleriyle dolu. Oysa kadınlar, merhametin, şefkatin, vicdanın sembolüdür. Kadın bu merhametiyle tarihin öznesi olmalıdır. Kadınların merhametine, şefkatine atıfta bulunursak o zaman dünya çok daha fazla yaşanır bir dünya olacaktır. İnsanlık baştan ayağa vicdanlı kesilir böyle bir durumda."

Konuşmasında, Türkiye'de kadınlara karşı şiddetin sembol ismi haline gelen Özgecan Aslan'a da değinen Davutoğlu, "Dava sonucu ne olursa olsun, 3 kız babası ve 2 kız torun dedesi olarak benim bile bu elim olaydan ötürü yüreğim hala soğumadı. Özgecan'ın anne ve babasına bir kez daha saygı ve hürmetlerini iletiyorum" dedi. Bir daha kadına hiçbir el kalkmasın diye gerekli her türlü tedbiri aldıklarını ve almaya devam edeceklerini vurgulayan Davutoğlu, Türk yargısının da bu konuda üzerine düşeni yapıp, kadınların bir daha mağdur edilmesine hiçbir zaman izin vermeyecek güçlü kararlar alacağına inandığını dile getirdi.

Birçok konuda olduğu gibi şiddet meselesinde de modernlik, küreselleşme ve teknolojik yeniliklerin, paradoksal biçimde hem şiddeti beslediğini hem de şiddeti önlemek için kullanıldığını söyleyen Davutoğlu, "O halde çağımızın imkanlarını nasıl kullanacağımızı, insanın etik anlayışı ve ahlaki altyapısından bağımsız ele almamız mümkün değildir. Bu durumda, şiddeti önlemek için alınacak tedbirler ve yapılacak çalışmalar, insanların içine doğduğu kültürle birlikte ele alınmalıdır. Bizim kültürümüzde insan eşref-i mahlukattır yani yaratılmışların en seçkini, en değerlisi, en şereflisidir. Yaratıcıya nispetle onun adına biz yaratılanlara bakarız ve insanlar arasında hiçbir ayrım gözetmeksizin hepsini hürmete layık ve değerli buluruz. Yaratılanı, yaratan adına seven, koruyan, kollayan, himaye eden bu bakış açısı şiddetin kaynağını temelden kurutan bir anlayıştır. Kendisinin yaratılmış olduğunu bilen ve böyle inanan bir insan, Allah'ın eseri olan yek diğerine asla zulmetmez, haksızlık yapamaz" diye konuştu.

Türkiye ya da diğer ülkelerin, şiddet konusunda etkili, caydırıcı mevzuat düzenlemeleri yapabileceğini, kanun yapıcı olarak bunun görevleri olduğunu aktaran Davutoğlu, konuşmasına şöyle devam etti:
"Ancak kanunlar şiddete karşı tek ve kesin çözüm değildir. İnsanın hayata dair bütün felsefesi, bütün varoluşu ve hayattaki duruşu, şiddetle münasebetini de belirlemektedir. Yeryüzünde insan olarak kendimizi nasıl konumlandırdığımız, hayatı nasıl anlamlandırdığımız ve hangi değerler sistemine tabi olduğumuz çok önemlidir. Esas olan aslında zihniyet meselesidir, asıl olan ruh dünyamız üzerine inşa ettiğimiz değerlerdir. Bu değerler kendimizi konumlamamızı, başka insanlarla nasıl bir hukuk geliştireceğimizi belirler. Başkalarının hukukunu kendi hukukumuz gibi korumamızı sağlayan en önemli dinamik de budur. Şiddeti hayattan arındırmanın yolu, şiddete varacak olan yolları baştan kapatmak, başkalarının hukukunu çiğnetecek durumlara asla müsamaha etmemektir."

İnsana yönelik siyasetin tamamını tek bir cümleye indirmek gerektiğinde, "Siyasetimizin esası ve bütün siyasetlerin esası, insan onuruna sahip çıkmak olmalıdır" dediğini ifade eden Davutoğlu, hükümetin varlık nedeninin, insanın onurunu korumak olduğunu dile getirdi. İnsana, bizatihi insan olduğu için hürmet göstermeyen her türlü anlayışın karşısında olduklarını vurgulayan Davutoğlu, "Kadına karşı şiddetin temelinde kültürel kodlar, sosyoekonomik durum, eğitim, çevre gibi birçok faktörün yattığını biliyoruz. Kadına yönelik şiddet, her ülkeye, millete, inanç grubuna ait küresel bir problemdir. Bu problemin çözümü elbette çok boyutlu bir mücadeleyi gerektirir. Kadına yönelik şiddetin en öncelikli nedeni, insan onuruna ve yaşama hakkına saygı eksikliğidir. Kadının istismar edilmesini insan haklarının çiğnenmesinden ayrı okuyamayacağımız gibi insanlık onuruna karşı dünyada yaşanan büyük kıyımdan en çok kadınların ve çocukların zarar gördüğünü de görmezden gelemeyiz" diye konuştu.

Kadınların ekonomik, sosyal, ruhsal, sağlık, eğitim ya da akla gelen herhangi bir alandaki sorunlarının yalnızca onlara ait sorunlar olmadığını ifade eden Davutoğlu, kadına ait her sorunun toplumun tamamını ilgilendirdiğini ve sosyal yapıyı derinden yaraladığını söyledi. "Kadının sorunu, toplumun sorunu, kadının sağlığı ve huzuru, toplumun refahı ve huzurudur" diyen Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Şiddet, modern toplumların kıskacında kavrulduğu büyük bir yangın, insani bir çözülme, kadın, çocuk, erkek, yaşlı, genç demeden, hepimizi canevimizden vuran bir modern zaman olgusudur aynı zamanda. Toplumlar, yüzyıllar boyu biriktirdikleri iyilik, şefkat, merhamet bakiyesi olan ahlaki değerleri nesilden nesile aktararak, emniyet ve güven içinde olurlar ve bir zihniyeti inşa edebilirler. Ne yazık ki geleneksel dokuyu bir anda parçalayan yıkıcı müdahaleler, derin şoklar, savaşlar, işgaller sadece şiddete maruz kalan insanları değil, şiddetten etkilenen insanların dünyasını da tahrip ediyor. Bu anlamda, bütün insanlık dünyaya hükmeden güç ilişkisinin kıskacındadır diyebiliriz. Akdeniz'de boğularak sahile vuran bir çocuk, bütün insanlığın aklından ve vicdanından bir şey eksiltir ve bütün insanlığın vicdanında bir yara açar. Ne yazık ki uzun yıllar bu değer erozyonunun ağır sonuçlarını yaşadık ve yaşamaya da devam ediyoruz."

Türkiye'nin, insanlığın bütün birikim ve değerlerinin buluştuğu, yüzleştiği, kritik bir kavşak noktasında olduğunu ifade eden Davutoğlu, bunun için İstanbul'a şiirlerin, şiirselliğin ve ahengin merkezi denildiğini dile getirdi. Doğu ile Batı arasındaki bu buluşma noktasında Türkiye'nin hem Doğu'ya hem de Batı'ya ait olduğunu anlatan Davutoğlu, Türkiye'nin, kadim değerlerle de modernizmle temasta da çok özgün bir konumu olduğunu aktardı. Başbakan Davutoğlu, genelde şiddet, özelde de kadına yönelik şiddet konusunda sadece yanlış olduğu varsayılan gelenek ve görenekleri suçlu bulma kolaycılığıyla işin içinden sıyrılınamayacağını belirtti.

Bugün gelenekten kopmuş en modern toplumlarda dahi şiddetin, özellikle kadına yönelik şiddetin ne kadar yaygınlaşmakta olduğunun görüldüğünü vurgulayan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Hem insan dokusu hem de toplumların kültürel dokusu, radikal müdahaleleri ve büyük yıkıcı değişimleri reddediyor. Kültür ve geleneklerimizi yargısız bir şekilde infaz ederek şiddetsiz bir topluma ulaşmak mümkün değildir. İzini süreceğimiz, bütün yıkıcı rüzgarlara karşı özenle üzerine titreyeceğimiz en büyük değerimiz ailedir. Toplumun ayakta kalması, çözülmemesi, öncelikle ailenin sevgi ve saygı temelinde sağlam oluşuna bağlıdır. Geçmişi, geleneği, töreleri suçlayarak, yeni olan her şeyi kutsayarak bu insani soruna çözüm bulmak da tek başına yeterli değildir. Şiddet, toplumların en büyük kamburudur ve bu yükten kurtulmak için öncelikle hastalığı doğru teşhis etmek gerekir. Her canı aziz bilmek, bizler için dedelerimizden, ninelerimizden ve onların bizlere verdikleri altın değerindeki öğretilerden gelmiştir. Ben insana ve kadına saygıyı önce babaannemden öğrendim. Babamın, anneme davranışından öğrendim.

Bütün o geleneklerin, aile içinde bu kültürün yerleştirilmesi halinde ancak ve ancak şiddete karşı ortak bir bilinç geliştirebiliriz. Sorun, her canı aziz bilen bizlerin bu kadim felsefeyi gelecek nesillere aktarıp aktaramadığımızdadır. Hazreti Peygamber, 'İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır' diyor. Şiddet, insanın hukukunu çiğnemektir ve hiçbir insana yakışmaz. Yeryüzünde hiçbir insan, hiçbir canlı da şiddeti hak etmez. Biz insanı, hayatı, sevgiyi, barışı, adaleti, dayanışmayı ve paylaşmayı esas alan bir medeniyetin çocuklarıyız. Bizim hayat felsefemizde bir insanın hayatına kıyan, bütün insanların hayatına kıymış gibidir. Keza bir insana hayat veren, bütün insanlığa hayat vermiş gibidir."

Davutoğlu, Birleşmiş Milletler Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kadının Güçlenmesi Birimi (UNWOMEN), Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) iş birliğinde düzenlenen "Kadına Yönelik Şiddetin Sonlandırılması: İlerleme Temelinde Değişimi Hızlandırma" konulu toplantıdaki konuşmasında, İslam inancının bugün maalesef şiddetle özdeşleştirilmeye çalıştırıldığını, insanlara hayat vermeye çaba gösterilmesi ile vicdanın ve kalbin açılması gerektiğini söyledi. Birleşmiş Milletler'in (BM) 1975'te Meksika'da yapılan konferanstan bu yana kadın hakları konusunda çok ciddi çalışmalar yaptığını ifade eden Davutoğlu, 1980'de Kopenhag'ta ve 1985'te Nairobi'deki konferanslardan sonra 1995'te Pekin'de gerçekleştirilen buluşmanın bugünkü uluslararası kadın politikalarının eylem planını ortaya koyduğunu anlattı. 

Davutoğlu, her 5 yılda bir gözden geçirme toplantılarıyla revize edilen Pekin Deklarasyonu ve Eylem Planı'nın 12 kritik alanda çalışmalar yaptığını vurgulayarak, "Bu kritik alanlardan birisi olan kadınlara yönelik şiddet konusunda kapsamlı önlemler alınmasını ve engelleyici önlemlerin etkinliğini sürekli kontrol ederek uluslar arasında diyalog kurulmasını temin etmek hepimizin görevi. 2015 yılı Pekin'de 189 ülkenin onayladığı deklarasyonun 20. yılı. UNWOMEN, 4. Dünya Kadın Konferansı'nın 20. yılını kutlarken toplumsal cinsiyet eşitliğine dikkat çekmek istiyor. Bu yüzden Pekin+20 kampanyası dahilinde birçok etkinlik düzenliyor" dedi. 

Şiddetin her türüne karşı tolerans göstermeden önlemler alan Türkiye'nin kadına yönelik şiddete karşı son yıllarda büyük ilerlemeler sağladığını belirten Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Biz de çalışmalarımızı Pekin Deklarasyonu'nda yer alan 12 kritik alana yoğunlaştırdık. Anayasamızın 10. maddesine göre, kadınlar ve erkekler, eşit haklara sahiptir ve devlet bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. TBMM'de 24 Mart 2009'da Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu kurulmuştur. Temel amacı kadınların haklarını korumak ve geliştirmek olan komisyon ayrıca bu konularda ülkemizde ve uluslararası alanlarda kaydedilen gelişmeleri takip etmektedir. Kadına karşı şiddetle mücadeleye özel önem atfediyoruz. TBMM'de geçen hafta okuduğum hükümet programımızda ve hükümet çalışmalarımızda da bu konu özel bir yer almakta ve özel bir ilgiye mazhar olmaktadır. Şiddete uğrayan ve şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik baskı ve şiddetin önlenmesi amacıyla hazırlanan Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun da 8 Mart 2012'de Dünya Kadınlar Günü'nde TBMM'de onaylandı. Kanun fiziksel, psikolojik, cinsel içerikli ve ekonomik şiddet dahil şiddetin tüm biçimlerini yok etmeyi amaçlamaktadır." 

Davutoğlu, ayrıca bu kanunun polis, mülki idare amirleri ve aile mahkemelerince, şiddet mağdurları ve şiddete uğrama riski olanlara destek ve koruma hizmeti imkanı da sağladığını kaydetti. Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı'nın 10 Temmuz 2012'de yürürlüğe girdiğini dile getiren Davutoğlu, bu planla yasal düzenlemeler, farkındalık yaratma ve zihinsel dönüşüm, kadının güçlendirilmesi, koruyucu hizmet ve sağlık hizmetlerinin sunumu, kurum ve kuruluşlar arasında iş birliği olmak üzere 5 temel alanda iyileştirmeler hedeflendiğini söyledi. Davutoğlu, planın 2016-2019 dönemi için güncellendiğini ifade etti. 

Davutoğlu, kadına yönelik aile içi şiddetle mücadelede en önemli mekanizmaların başında kadın sığınma evleri ile konuk evlerinin geldiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Türkiye'de toplam 135 konuk evi, sığınma evi bulunmaktadır. Şiddet mağduru kadınlara destek amacıyla kurulan Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM), 2015 Kasım ayı itibarıyla toplam 40 ilde hizmet vermektedir. Amacımız, 2016 yılı sonuna kadar tüm illerimizde ŞÖNİM'lerin açılmasıdır. ŞÖNİM'ler önleme çalışmalarının organize bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlamanın yanında, kadın ve şiddet konusunda şiddet konusundaki çalışmalarımıza yön vermemizi sağlayacak verilerin de kaynağı olacaktır. Takdir edersiniz ki her türlü hizmette, her çalışmada var olan durum gelecek için yapılan eylem planlarının temelini oluşturur. Kadına karşı şiddet konusunda, şiddet sarmalının neden olduğu sessizlik, mağdur kadınların sessizliği, suskunluğu meselenin ciddiyetini yansıtan verilerin toplanmasını engelleyebiliyor. Aynı zamanda yetersiz veriler, özellikle şiddeti önleme çalışmalarının odağının kaymasına neden olabiliyor. İşte bu gibi nedenlerle ŞÖNİM'lerin sağlayacağı veriler, tek bir merkezde toplanarak uzmanlarca değerlendirildiğinde şiddet ile mücadelemiz çok daha etkin bir şekilde devam edecektir." 

Başbakan Davutoğlu, taraf olunan Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Yok Edilmesi Sözleşmesi (CEDAW) çerçevesindeki yükümlülük gereğince CEDAW Komitesi'ne düzenli olarak ülke raporlarının sunulduğunu belirterek, Türkiye'nin bakan düzeyinde temsil edildiği CEDAW 6. Dönemsel Raporu'nun değerlendirilmesinin 21 Temmuz 2010'da yapıldığını, 7. Dönem Raporu'nun da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nca tamamlandığını ve komiteye iletildiğini anlattı. Raporun sunumunun 2016 yılının temmuz ayında yapılacağını dile getiren Davutoğlu, Dışişleri Bakanlığı döneminde imzalamaktan büyük onur duyduğu İstanbul Sözleşmesi'nin de Türkiye'nin hem ilk imzaladığı hem de ilk onayladığı son derece mühim bir belge olduğunu kaydetti. Davutoğlu, söz konusu sözleşmenin kadınlara yönelik şiddetin önlenmesiyle ilgili yasal çerçeve oluşturan ve uluslararası bağlayıcılığa sahip ilk düzenleme olması açısından da önem taşıdığını vurguladı. 

Başbakan Ahmet Davutoğlu, 2013'te 10. Kalkınma Planı'nının nitelikli insan, güçlü toplum bölümünde kadınlara ilişkin politikaların yer aldığını ifade ederek, şöyle devam etti:
"Kadının güçlendirilmesi için aldığımız tedbirler, son 13 yıldaki hükümetlerimizin öncelikleri arasında yer alırken, bugünkü hükümetimizin de en temel meselelerinden biri olacaktır. Hukuki alanda, sağlık alanında, eğitimde, barınmada, korunmada ihtiyaç duyan mağdur kadınlarımız için Türkiye, birçok Avrupa ülkesinin ilerisinde önemli adımlar atmıştır. Şiddetle mücadelede ve kadınların korunmasında uluslararası standartların üzerinde bir mücadele verdiğimizi, bütün dünya ve özellikle de Birleşmiş Milletler bilmektedir. Ancak bu güçlendirmenin sadece anayasa değiştirerek, yahut kanunlar koyarak olamayacağının da farkındayız. Bu yüzden kadının güçlendirilmesi konusunda, teknik düzenlemeler kadar pratik projelere de yer vermeye çalıştık. Hedefimiz kadının karar alma süreçlerindeki etkinliğini artırmak ve iş gücüne katılımı konusunda pozitif bir değişim sağlamaktır." 

TBMM'de Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu'nun özellikle kadına yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla yapılan düzenlemelere önayak olmakla birlikte kadınlara pozitif ayrımcılığın takibini de yaptığını aktaran Davutoğlu, "Eğitim ve sağlık alanlarında tüm vatandaşlarımızın hizmet alımında devrim niteliğinde yapılan çalışmaların özellikle uygulamada etkinliğinin artırılmasını sağladı. Ancak kadınlarla ilgili yapacağımız çalışmaların hiçbiri çocuklarımızın eğitimine şiddet farkındalığını yansıtmadıkça kesin çözüm olmayacaktır. Bu nedenle erken çocukluktan başlayarak örgün ve yaygın eğitimle toplumsal bilinç düzeyini yükseltmek, en önemli hedeflerimizden birisidir" dedi. 

Bu anlamda ulusal ya da uluslararası sivil toplum kuruluşların rehberliğini, tecrübesini ve toplumla ilişki kurma kabiliyetini önemsediklerinin altını çizen Davutoğlu, Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetle Mücadelede Ulusal Eylem Planı'nın 2016'da başlayıp 2019'da sonlanacak olan sürecinde, 5 temel konuda da iyileştirmeler beklediklerini anlattı. Davutoğlu, bu 5 temel konunun "Yasal düzenlemelerin ihtiyaca göre artırılması ve var olan yasaların etkinliğinin artırılması, sosyo-ekonomik şartlar göz önüne alınarak toplumsal farkındalığın ve zihniyet dönüşümünün sağlanması, önleyici ve koruyucu hizmetlerde sonuç odaklı iyileştirmeler yapılarak şiddet mağdurlarının güçlendirilmesi ve topluma intibakının yeniden sağlanması, sosyal hizmetlerin eksiksiz uygulanması ve ihtiyacı tamamen karşılayacak şekilde sunulması, tüm bu hizmetlerin kurum ve kuruluşlar arasında uyumlu iş birliğiyle hızla ve sorunsuz bir şekilde yerine getirilmesi" olduğunu dile getirdi. 

"Allah merhametimizi, şefkatimizi, sevgimizi, şevkimizi, aşkımızı, artırsın. Kadına, çocuğa, mazluma yönelen şiddete karşı aklımıza ve vicdanımıza güç versin" diyen Davutoğlu, dünya üzerinde insanın onuruna layık bir şekilde yaşamasına yönelik çalışmalardan dolayı katılımcıları kutladı. Davutoğlu, Gürcistan, Moldova, Ukrayna, Kosta Rika, Sudan, Somali, Endonezya, Arnavutluk, Hindistan, Afganistan, Japonya, Kosova, Azerbaycan ve Ürdün'den gelen temsilcilere gösterdikleri hassasiyet nedeniyle teşekkür ederek, UNWOMEN İcra Direktörü Phumzile Mlambo-Ngcuka ve UNFPA İcra Direktörü Babatunde Osotimehin'e de şükranlarını sundu. 

Davutoğlu'nun konuşması sırasında, salonda bulunan kadın koruma polislerinden biri baygınlık geçirdi. Çevredekilerin yardımıyla yerden kaldırılarak sandalyeye oturtulan polise, salona gelen sağlık ekibince müdahale edildi. Başbakan Davutoğlu'nun eşi Sare Davutoğlu da kadın polisin yanına gelerek, sağlık durumu hakkında bilgi aldı. Başbakan Ahmet Davutoğlu da konuşmasına ara vererek, bayılan polisin durumunu sordu. Polisin, tansiyon nedeniyle baygınlık geçirdiğini öğrenen Davutoğlu, "Geçmiş olsun" dedi. Davutoğlu, konuşmasının ardından da polis memurunun yanına giderek, sağlık durumu hakkında bilgi aldı. 

Toplantıya, İstanbul Valisi Vasip Şahin, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve AK Parti İstanbul İl Başkanı Selim Temurci de katıldı.

Etiketler : "O - Çığlığa - İlk - Sesi - Her - Zaman - Biz - Vereceğiz" -
İlginizi çekebilecek diğer haberler