"Türk Estetiğinin Temsilcisidir"

Elif Naci toplantısında konuşan gazeteci yazar ve ressam Gürbüz Azak, "Elif Naci, bizim irfanımızı sanata taşımıştır. O Türk estetiğinin temsilcidir" dedi.

05-11-2013


Basın İlan Kurumu ve ESKADER’in işbirliği ile gerçekleşen "Matbuat Dünyasından Sanatkâr Çehreler" isimli toplantı dizisinde bu ay, ressam ve gazeteci Elif Naci anıldı. Gazeteci yazar ve ressam Gürbüz Azak’ın konuşmacı olduğu programda Naci’nin torunu Elif Tül Tulunay da bir konuşma yaptı.
 
Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER) ile Basın İlan Kurumunun müşterek düzenlediği "Matbuat Dünyasından Sanatkâr Çehreler" adlı toplantı dizisi her ay Basın Müzesi’nde gerçekleştiriliyor. Bu ay yâd edilen isim ise ressam ve yazar Elif Naci oldu. Türkiye’nin yakın tarihindeki köprü simalardan biri olan Naci’yi ressam ve yazar Gürbüz Azak anlattı. Karikatürist ve yazar Muammer Erkul’un takdimini gerçekleştirdiği toplantıda Azak, Elif Naci ile geçirdiği zamanlardan hâtıralarını naklederek Naci’nin sanat anlayışı, resme bakışı, Türk sanatında meydana getirdiği etkiler üzerinde durdu ve ressamın özüne sahip çıkan ve bu anlayışı eserlerine de yansıtan bir sanatçı olduğunun altını çizdi. Bunun yanı sıra Türkiye’deki sanatın seyrine dair de saptamalarda bulunan Azak, sanat algımızın içindeki Elif Naci’yi anlattı. Toplantıya, çocukluğunu ve gençlik dönemini Elif Naci ile birlikte geçirmiş olan torunu Prof. Dr. Elif Tül Tulunay da katılarak programın sonunda Naci’nin hem sanat hem de duygu dünyasına dair önemli anekdotlar aktardı.
 
ESKADER Başkanı Mehmet Nuri Yardım, yaptığı açılış konuşmasında program dizisinin, kültür dünyasına büyük emekler vermiş, her neslin çok yakından tanıması gereken portreleri konuşmak için düzenlendiğinin altını çizerek, hem sanat hem de basın dünyasını şekillendirmiş bu şahsiyetleri tanımaya ihtiyac olduğunu kaydetti. Elif Naci’nin büyük bir ressam olduğu kadar 40 yıl boyunca gazetelere yazmış önemli bir köşe yazarı, müzeci, Batı resmini iyi bilen, buna mukabil kendi kültürüne de son derece vakıf ve çok iyi bir nüktedan olduğunu vurgulayan Yardım, "Elif Naci ile yıllar önce röportaj yaparken bana, 'Türkiye’de Türk ressamı çok, Türk resmi yok. Çünkü bizim ressamlar yönlerini Batı'ya çevirmişler, kendi sanatlarını görmüyorlar.' demişti. Bunu hiç unutmuyorum. O bizim sanatımızı yüceltmek adına büyük emekler vermiş bir sanatkârdır" dedi. Yardım, Elif Naci’nin geçmiş yıllarda yayımlanmış ancak, günümüzde baskısına erişilemeyen kitaplarının da bir an önce basılması gerektiğini hatırlatarak, bu konuda yayıncıların destek vermesi gerektiğini belirtti.
 
Programın takdimini gerçekleştiren Muammer Erkul, bir ülkenin yollara, köprülere ve binalara ihtiyacı olmasından çok sanata gereksinimi olduğunu dile getirerek sözlerine başlarken, medeniyetlerin kalıcılığında en büyük payın sanat olduğunu belirtti. Kültürü olmayan, sanatkâr yetiştirememiş toplumların tarihte silikleştiğine ve etkisinin azaldığına dikkat çeken Erkul, "Bizim toplum olarak en büyük eksikliğimiz sanatkâr yetiştirmek konusundaki ihmalkârlığımızdır. Oysaki bu kişiler aradan ne kadar zaman geçerse geçsin aramızda yaşamaya devam ederler" dedi. Gürbüz Azak’ın Türk resmini kendinden sonraki kuşağa aktarabilmiş bir ressam olduğunu ifade eden Erkul, sözü Gürbüz Azak’a bıraktı.
 
Gürbüz Azak konuşmasında "üstad" dediği Elif Naci’nin kişiliği ve resmini anlatırken, akademide eğitim gördüğü yıllarda ressamla tanıştığını belirtti. Naci’nin soyut resim kulvarında empresyonizme yatkın bir sanatçı olduğunu dile getiren Azak, "Güneşin yedi rengini kullanabilen ender ressamlardandı. Çok iyi bir resim öğretmeni, Türk İslâm Eserleri Müzesi’nde ve Topkapı Sarayı’nda yöneticilik yapmış iyi bir idareci, yazdığını okutturabilen enteresan bir gazeteciydi" dedi. Naci’nin 1933’ten itibaren D Grubu adındaki, Nurullah Berk, İbrahim Çallı, Cemal Tollu’nun da aralarında bulunduğu toplulukta yer aldığını anlatan Azak, Naci’nin sanatımızı o dönemde ayakta tutan bir köprü ve kilometretaşı olduğunu kaydetti.

"Sanatın, resim, mimari ve musiki gibi dallarında ilk çıkışlar ‘saçma’ olarak değerlendirilir, sonra bunu takip edenler olunca ‘züppelik’ olur, sonrasındaysa ‘moda’ya dönüşür. Elif Naci ilk olmak cesaretine sahipti" diyen Gürbüz Azak, Naci’nin seçkin bir anlayışla polemik yapabilen bir köşe yazarı olduğunu söyledi. Sanatkârların sıradan insanlar olmadığının altını çizen Azak, sanatkârların etkilerinin bin yıl sürebileceğini, bunun için onlara borçlu olduğunu, Türk toplumunun savaşlarla ve kıtlıkla boğuştuğu yıllarda bile güzele karşı zaafını ve sevgisini kaybetmemiş bir millet olduğunu, Elif Naci’nin bu minvalde eserler ortaya koymuş bir ressam olduğunu vurguladı.

Azak, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Kilim, halı ve tezhip yapan ve okur yazar olmayan irfan ve izanı yüksek Anadolu insanı, ürünlerine nakşettikleri desenlerde kasti hatalar yaparlar. Bu en mükemmeli yalnızca Allah’ın yaratabileceğine dair bir söylem gibidir. Aydınlar ise kendi halkını küçümsemeye kalkar. Bu yanlıştır. Aydın ilim sahibi olduğu kadar, halk da irfan sahibidir. İrfan her zaman ilme galebe çalar. Elif Naci gibi sanatkârlar, sönmüş ya da görmekten kaçınılan irfan ruhunu canlandırdılar. Lise yıllarında takip ettiğim dergilerde Fikret Mualla, Abidin Dino ve Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi isimlerin arasında desenleri en çok ilgi gören Elif Naci idi. O zaman anladım ki, bizden çizdiği için bu ilgiyi görüyordu. Türk estetiğini, Türk gibi çizen bir ressamdı. Çünkü bir yere bir abide dikeceksek kaidesi bizden olmalıdır. Şaşırtmayan gayret sanat sayılmaz. Bunun peşinde olmak ve kendini sanata adamak gerekli. Tıpkı Elif Naci gibi…"
 
Sonrasında söz alan halk edebiyatı uzmanı, araştırmacı yazar Ahmet Özdemir, Elif Naci’ye dair biyografik bilgiler aktardı. Naci’nin soyut resim çalışmalarının D Grubu ile başladığını anlatan Özdemir, en büyük esin kaynağının Türk sanatı ve Selçuklu halıları olduğunu kaydetti. Bir İstanbul beyefendisi olan Elif Naci’nin, hoşsohbet biri olduğunu da vurgulayan Ahmet Özdemir, İlhan Selçuk’un Cumhuriyet gazetesinde Elif Naci’nin ardından kaleme alıp yayımladığı yazısından bölümler aktardı.
 
Programın son konuşmacısı olan Prof. Dr. Elif Tül Tulunay, Elif Naci’nin annesinin babası olduğu halde kendisine ‘büyükbaba’ diye hitap ettiğini ve üniversite yıllarının sonuna kadar birlikte aynı evde yaşadıklarını, çocukluğunun Cağaloğlu’ndaki Emin Paşa Konağı’nda geçtiğini anlatarak, küçük bir çocukken evin duvarlarına resim yaptığında evde kendisine kızmayan tek kişinin büyükbabası Elif Naci olduğunu söyledi. Naci’nin kendinden büyüklere de, küçüklere de örnek olduğunu anlatan Tulunay, önceden yayımlanmış, 10 Yılda Resim, Şarkta Resim, Basında 60 Yıl Resimde 60 Yıl, Anılardan Damlalar isimli eserlerinin mevcut olup, yeniden basılmasının Elif Naci’nin genç nesillere aktarılması bağlamında son derece önemli olduğunu belirtti.

Naci’nin çok renkli bir kişilik olduğunu ifade eden Elif Tül Tulunay, Elif Naci’nin esas isminin İbrahim Naci olup, soyadının Elif olduğunu, zamanla sanat çevrelerinde Elif Naci olarak yaygınlaştığını dile getirdi. Naci’nin Batı’da burs kazandığı halde orada eğitim alma fikrine karşı olduğu için gitmediğinin de altını çizen Tulunay, nedenini soranlara "Türk resmi Alpler’in ötesinde değil Toroslar’ın eteklerinde aranmalıdır" dediğini hatırlattı. Kalabalık bir dinleyici topluluğu tarafından sonuna kadar dikkatle takip edilen program, hâtıra fotoğrafları ve ikram ile son buldu. Elif Sönmezışık

EHA

İlginizi çekebilecek diğer haberler