''Dertliyim Ben Dertli, Sinirli Değil''

Katıldığı bir televizyon kanalında çeşitli konulardaki soruları cevaplandıran Başbakan Erdoğan, ''Ben konuşunca, diyorlar ki 'bak başbakan sinirli'. Dertliyim ben dertli, sinirli değil'' dedi.

12-06-2009


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Diyorlar ki 'bak Başbakan sinirli'... Dertliyim ben dertli, sinirli değil..." dedi.

Başbakan Erdoğan, NTV canlı yayınında Ankara Temsilcisi Murat Akgün'ün çeşitli konulardaki sorularını cevaplandırdı. "Avrupa Parlamentosu seçim sonuçlarından sonra Türkiye'nin işi AB yolunda biraz daha zorlaştı mı?" sorusunu yanıtlarken, Erdoğan, AB yolundaki süreç nasılsa bundan sonra da öyle devam edeceğini söyledi.

Orada çok fazla bir değişiklik olmayacağını, bunun ağırlıklı olarak AB üyesi ülkelerin yönetimleriyle alakalı olduğunu anlatan Erdoğan, şöyle devam etti:
"Şu ana kadar biz bu noktada iyi bir durumdayız. Her şeyden önce bizim bir kararlılığımız var. Bu kararlılığımızı biz aynen sürdürüyoruz. Fasıllar üzerindeki çalışmalarımız aynen devam ediyor. Bakın, işte yıl başında bir başmüzakereci ataması yaptık. Bugüne kadar bu yoktu. Bunu ilk defa biz getirdik. Getirmemizin sebebi daha yakın bir markaja bu işi alalım. Bu işte vaktini tamamıyla buna tahsis eden bir arkadaşımızı devlet bakanı olarak tahsis ettik. Egemen Bey bu işi götürüyor.
Şimdi AB Genel Sekreterliğiyle ilgili yeni bir yapısal değişikliğe gidiyoruz. Bu yeni yapısal değişiklikle de AB Genel Sekreterliğimiz daha etkin bir hale gelecektir. Bir de Brüksel'de bir daimi temsilcilik binası satın aldık. Çok mükemmel bir yer oldu bu. Şimdi orası da tamamen donanımıyla büyükçe, müstakil, tam da merkezde bir bina. O merkezde çok daha etkin bir hale geleceğiz. Fasılları iyi değerlendirecek bir ekiple bu çalışmaları sürdürüyoruz."

Başbakan Erdoğan, AB ile ilişkilerde limanların ve ruhban okulunun açılması gibi demeçlerin verildiği sıkıntılı bir dönemin sinyallerinin geldiğinin ifade edilmesi üzerine, şöyle konuştu:
"Limanların açılıp açılmaması yeni bir mesele değil. Bu Finlandiya'nın dönem başkanlığında da gündeme geldi. Biz kendilerine dedik ki 'Limanların açılıp açılmaması meselesinde biz buna karşılıklı olarak evet deriz. Güney, Kuzey ve Türkiye... Ama Güney bunu başta Ercan Havaalanı olmak üzere açmak durumunda, karşılıklı olarak. Mütekabiliyet neyi gerektiriyorsa buna varız.' Türkiye, Kuzey bunu yapsın da Güney bir şey yapmasın. Böyle bir şeyin içerisinde biz yokuz. Her iki taraf da müşterek bu işe girerse buna biz de yardımcı oluruz. Bakın biz Güney'e vize uygulaması kaldırdık. Onlar bu noktada ciddi bir adım atamadılar. Sadece 'Güzel bir şey oldu, jest oldu, şu oldu, bu oldu...' tamam da hep bu jestler bizden mi olacak? Hani karşı tarafın jesti. Lokmacı Kapısı ile ilgili bir takım şeyler oldu, yine biz adım attık. Onlardan yine bu noktada sağlıklı gelişmeler olmadı. Tamam da bu bir yere kadar."

Ruhban Okulu konusunun da tartışılabileceğini, konuşulabileceğini ifade eden Erdoğan, aslında Ruhban Okulunun 1972 yıllarına dayanan bir konu olduğunu, bunun çok da önemli bir konu olmadığını dile getirdi. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Ben bunları yetkililere her zaman söyledim, söylüyorum. Ama siz ne yapıyorsunuz? Sen şimdi kalkıp da Batı Trakya'da hala benim oradaki vatandaşlarımın seçmiş olduğu bir müftüye, resmi olarak 'seni tanıyorum' demezsen kendin atadığın bir kişiyi müftü olarak kabul edersen kusura bakma arkadaş.

Burada patriği kim seçer? Sensinot Meclisi seçer. Sensinot Meclisinde olanlar, tamamen bizim vatandaşımızın olması gerekir, Lozan'a göre. Şu anda Sensinot Meclisi üyeleri bizim vatandaşımız değil. Biz burada da anlayış gösterdik. Ben kendileriyle açık konuşuyorum. Hiç olmazsa vatandaşlık müracaatı yapsınlar da böyle bir yanlışın içinde olmayın. Bunu dahi söyledim. Rahatız bu noktada. Ama siz ne yaptınız? Onların yaptığı bir şey yok. Batı Trakya'ya bir Türk kelimesine tahammül edemiyorlar ya. Öyle şey olur mu? En sonunda mahkeme kararını verdi, şimdi ne yapacağız diye bir telaşın içine düştüler, bunu yapacaksın. Bir defa azınlıkların hukukuna her yerde aynı şekilde saygı duyacaksın."

Başbakan Erdoğan, Atina'ya kısa bir süre sonra gerçekleştirmesi planlanan ziyaret anımsatılarak yöneltilen "Bunları Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'e dile getirecek misiniz?" sorusu üzerine, "Bunu Karamanlis dostuma çok söyledim. Ben bunu Sayın Dora'ya Dışişleri Bakanı, Sayın Kostas'a bunları anlattım sürekli. Onlar savunamıyorlar kendilerini bu noktada. 'Yapacağız, edeceğiz, filan falan' diyorlar. Ama orada da işte medyanın baskısından çok korkuyorlar. Onların mahalli baskısı ileri derecede medyadır" şeklinde konuştu.

Başbakan Erdoğan, "AİHM'in Türkiye açısından utanç verici bir kararı var. Aile içinde şiddetin önlenememesine yönelik? Bu karar hakkında ne düşünüyorsunuz?" sorusu üzerine, şunları söyledi:
"Siz cevabı verdiniz, utanç verici. Tekil bir olayı kalkıp da Türkiye geneline fatura etmek çok ciddi bir yanlış. Bu tekil olayların hepsi kendilerinde de var. Sanki Türkiye'nin her yerinde bu tür şeyler oluyormuş gibi bunu değerlendirmek çok çok yanlış bir şey. Bu konuyla ilgili zaten yargı gerekli olan kararları her zaman vermektedir. Güvenlik güçleri bu tür şeylerin üzerine çok ciddi, kararlı gitmektedir. Yasalarımız bu işte zaten yeterlidir.

Yürütme de bir yere kadar belli şeylerde muvaffak olabiliyor. Siz diyebilir misiniz 'ben ülkemde yaşayan bütün insanların can güvenliğini dört dörtlük sağlayabilirim'. Tarihin hangi döneminde bu olmuş? Bugün dünyanın en ileri ülkesi Amerika'yı düşünün, Japonya'sını düşünün. Başarabiliyor mu? Buralarda hiç bu tür olaylar olmuyor mu? Adam girmiş, bakıyorsun bütün okulu tarıyor. Niye tarattırdın arkadaş, ver bakalım hesabını. Diyebiliyorlar mı yani Amerika'da böyle bir şey vardır?"

"Mardin'de 44 vatandaşın katledilmesi, zorla evlendirilmek istenen bir kişinin evinden kaçarken yakınlarınca öldürülmesi, tecavüze uğrayanlar var. Sanki toplum olarak şiddete eğilimimiz biraz artıyor. Hükümet olarak yapmayı planladığınız herhangi bir şey var mı?" sorusuna, Erdoğan şu karşılığı verdi:
"Bizim bu güne kadar bazı çalışmalarımız oldu. Şu anda Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığımızın bu konuyla ilgili çalışmaları var. Bu konunun zeminini daha da genişletiyorlar. Politik hayatın içinde olanlardan tutun da akademisyenlere kadar geniş bir çalışma. Araştırma gruplarıyla beraber bunların hepsi yapılıyor. Bunlar zaten bizim sorumluluk alanımız. Nerede ne tür eksiklikler var? Yasal değişiklikler mi gerekir, kurumsal yapıda bazı değişiklikler mi gerekir, takviyeler mi gerekir? Ne gerekiyorsa bunların üzerinde duracağız. Burada, bizim en önemli desteğimiz yazılı ve görsel medya olması lazım. Şimdi yazılı ve görsel medya bir olayı alır da allayarak pullayarak günlerce reyting uğruna gündeminde tutarsa biz Türkiye'yi adeta bu işlerin bir nirengi noktasına getirmiş oluruz."

Mardin'de 44 kişinin katledilmesinin anımsatılması üzerine, Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Tamam, bir kere, iki kere, üç kere olur ama Türkiye'de her kişinin başına bir güvenlikçi koyabilir misiniz? Koyamazsınız. Orası korucu köyü malum. Herkes o anda toplu hale geliyor. Olayı daha sonra hep beraber öğrendik. Böyle bir şeyi yapıyorlar. Bunun akılla mantıkla izahı mümkün değil ki. Bu akıl dışı, mantık dışı bir olay. Ne olacaktır, tabii ki onlar bunun karşılığını bulacaklardır. Canımızı dağlayan, yüreğimizi yakan bir olay. Bunun dinle imanla şunla bunla alakası yok. Bunun eğitimle filan alakası yok. Yapılanların hepsi ortada. Bazen öyle şeyler görüyoruz ki bakıyorsunuz eğitimli insanlar neler yapıyorlar. Yani buna psikolojik mi, akıl tutulması mı, ne derseniz deyin. Bir çok şey bunun içinde. Onun çalışmalarını en geniş manada şu anda arkadaşlarımız yapıyorlar, ondan sonra bunun üzerine gidilecek. Televizyon Yayıncıları Derneğiyle bir toplantım oldu. Onlara da söyledim. 'Bu konuda bize yardımcı olun' dedim. Mesela, yüz gün oldu bir olay yaşadık biliyorsunuz. Bu olay hala bazı televizyon kanallarında yayınlanıyor. Babası, annesi çıkarılıyor, aynı şeyler tekrar tekrar gündeme getiriliyor. Televizyon kanallarımızı çocuklarımız seyrediyor. Tahrik unsuru olabilir. Bunlar çocukların geleceğe olan umudunu köreltir."

Başbakan Erdoğan, bunların unutturulmamasının daha yararlı olup olmayacağı sorusuna da, "Tam aksine çok çok zararlı olur. Bir çok şeyi bir defa unutturmanın gayreti içerisinde olmalıyız. Eğer unutturmazsak travma meydana getirir. Ama unutturursak geleceğe umudumuz artar. Onun için mecburuz bunları unutturmaya. Başarı unutturulmaz" karşılığını verdi. Konuyla ilgili birimlerin sorumluları aradığını belirten Erdoğan, bunun için bir tim kurulduğunu, işi kırmızı bültenle İnterpol'e aktardıklarını, bunun takibinin yapıldığını anlattı. Erdoğan, "Peşindeyiz, bırakamayız. Er veya geç inşallah bu iş çözüme kavuşturulacak. Mecburuz buna. Başta benim Bakanımın, tüm geçlerimizin ortak sorumluluğu. Bundan kaçmamız mümkün değil" dedi.

Erdoğan, eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt ile Dolmabahçe'de yaptığı görüşmeye ilişkin CHP Konya Milletvekili Atilla Kart'ın TBMM'ye verdiği soru önergesi anımsatılarak, "Soru önergesine yanıtınız detaylı mı olacak?" sorusu üzerine, şöyle konuştu:
"Bunun herhangi bir detayı filan yok. Bunlar bu soru önergelerini çok basite alıyor. Utanmasalar, sıkılmasalar, aile mahremiyetlerini bile TBMM'ye taşıyıp orada soru önergeleriyle onların da cevabını isteyecekler. 'Aranızda ne konuştunuz?' Öyle şey olur mu? Yani burada biz iki yetkili, Genelkurmay Başkanı ile Başbakan bir araya gelmişiz. Bir mahrem görüşme yapıyoruz. Bunları açıklamaya mecbur muyuz? Geçen akşam yine söyledim, bu benimle mezara gider. İnanıyorum ki Sayın Büyükanıt da böyle düşünüyor. Sayın Büyükanıt'ın böyle bir şey yapacağına ihtimal vermiyorum, açıklamaya kalkarsa o zaman ben de tabii yaptığımız görüşmeyle ilgili şeyleri açıklarım. Ama, ben böyle bir şeye ihtimal vermiyorum. İkili bir görüşmemizdir, özeldir." Yakın çevresinden biriyle bu görüşmede konuşulanları paylaşıp paylaşmadığı sorusuna da Erdoğan, "Asla" yanıtını verdi.

Başbakan Erdoğan, "Mayınların temizlenmesine ilişkin yasanın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından onaylanmayacağına ilişkin bir endişeniz var mı?" sorusunu yanıtlarken şunları söyledi:
"Doğrusu ben böyle bir endişe taşımıyorum. Taşıyamam çünkü üzerinde çok çalıştık. Üzerinde çok çalıştıktan sonra Meclis'e getirdik. Muhalefet sadece her zamanki karaya beyaz, beyaza kara deme mantığıyla hareket ederek buna karşı çıkmıştır. Şu yasanın içerisinde olmayan şeyleri konuşmuşlardır. Burada ihaleyle alakalı -ki ikinci safhasıdır ihale- İsrail'e sipariş edilmesine yönelik bir ifade mi var? Geçen gün yine 26 fabrikanın açılışını yaptım. Orada da sanayiciler dedi ki 'Biz hazırız'. OSTİM de dedi aynı şekilde, 'Biz hazırız'. NATO'da bu işlerle ilgili kuruluş bu işe girebilir. Bize gelen şartlar uygun düşerse bunu da yaptırırız. Ama, biz bu işi öncelikle silahlı kuvvetlerimize yaptırmak istedik. Silahlı kuvvetlere istedikleri ödeneği ayırdık. Ama daha sonra bunu yapamayacaklarını bize söylediler, çeşitli nedenler bize ifade ettiler, ödeneği bize geri iade ettiler. Bunun üzerine Maliye Bakanlığıyla bu işi yapma yoluna gittik."

Başbakan Erdoğan, Türkiye ile Suriye arasında 200 metre derinliğinde bir güvenlik sınırının yine mevcut olacağını anlatarak, şöyle konuştu:
"Yani 200 metre Suriye güvenlik sınırı, dikkat edin İsrail sınırı değil. Suriye şu anda kendi sınırlarında bütün temizliklerini yapmış vaziyette. Asker bile dolandırmıyor oralarda. Aramız şu anda gayet iyi, Allah bozmasın, bu şekilde devam ediyoruz. 200 metre derinlikteki güvenlik sınırımız yine silahlı kuvvetlerimiz tarafından korunmaya devam ediyor. Onun dışında olan bölge mayınlardan temizlenmek suretiyle bu bölgede organik tarıma yönelik adımlar atılacak. Burada yer altı madenleriyle ilgili 'bunları kime peşkeş çekeceksiniz' diyorlar. Yer altı madenleriyle ilgili petrol zaten verilmiş. 1990'lı yıllardan itibaren buralar verilmiş, onlar orada çalışıyor. TPAO'nun orada araştırmaları var, Türk firmalarının araştırmaları var... Petrol aramaları yapılıyor o bölgelerde. Bizim bölgemizde petrol var. Bunu çıkaracak olanlar varsa biz bunlarla oturup anlaşmaz mıyız? diyoruz ki 'yüzde 50'ye, 50, 50'si sizin, 50'si bizim...' bu tür anlaşmalarımız var, bunlar yapılıyor. Şu anda Karadeniz de aynı şekilde. Kendi masrafını kendisi yapıyor. Ondan sonra, 'çıkanın yüzde 50'si senin, yüzde 50'si benim' diyor. Böyle şeyler yaptık, yapıyoruz, yapmaya da mecburuz. Nerede ne kaynaklarımız var, bunları meydana çıkarmamız lazım, yer altı yer üstü..."

"Ama bunların derdi bu değil" diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Derdi bu ülkede imkanlarımızı nasıl baltalayalım, nasıl engelleyelim, nasıl perdeleyelim. Hep dertleri bu... Yani bir yerde siz hayırlı bir işe giriyorsunuz. Bir yatırım yapacaksınız, bakıyorsunuz bu önünüze geliyor, 'bu yabancı sermaye'... Yerlisi yapmıyorsa yabancı geliyor, yabancı yapsın. Küresel sermayeyi ülkemize çekmek kadar başarı olabilir mi? Kim olursa olsun. İşte İstanbul'da Galataport... Bakın 4 yıldan önceydi, oranın ihalesi yapıldı. Çeşitli yollardan maalesef bağırdılar, çağırdılar, medya da bu işe bulaştı. Ve Danıştay, o zaman yürütmeyi durdurma verdi. Şimdi yeniden hazırlık yapıyoruz. O ayrı mesele... Ama o zaman başlamış olsaydı, şu anda Tophane bugünkü haliyle olmayacaktı... Söyledikleri tek şey var... Gelip de burada binayı alıp götürüyor mu? Bina burada. Kimler çalışacak orada? Benim evladım, vatandaşım çalışacak. Bir taraftan 'işsizlik' diyoruz, bir taraftan 'istihdam meydana getirelim' diyoruz. Hizmet sektöründe meydana getirilen bu imkanı, nereden yakalarız. Bizim petrol kuyularımız yok. biz ihracata dayalı bir ekonomiyi benimsemişiz, turizm gibi bir kaynağı elde edelim istiyoruz, geldiğimizde 10 milyar dolar dolayındaydı turizm gelirimiz, şimdi 22 milyar dolara çıktı. Ben böyle konuşunca, diyorlar ki 'bak başbakan sinirli'. Dertliyim ben dertli, sinirli değil."

Etiketler : ''Dertliyim - Ben - Dertli - - Sinirli - Değil'' -
İlginizi çekebilecek diğer haberler